An-LIK0 yorum var - 17 Ağustos 2008 01:24- paranoyaksın sen.. hastasın cidden 1 yorum var - 09 Ağustos 2008 02:26kanalizayson kapaklarına kapanan umutlar aşağıda dışarı çıkmaya can atan hayellere selam verirken büyüyordu yalnızlıklar olgunlaştıkça acının iteklediği dipsiz uçurum düşüşlerde oluşuna sebep sardığın cigaranın inceliğinden öte yürüdüğün yürüyen merdivenin aksine yürüyen tanrı komisyonu.... 2 yorum var - 30 Temmuz 2008 15:44Birinin sizi anladığını düşündüğünüz an , birinin sizi anlamasına duyduğunuz ihtiyaçtan başka bir şey değildir... 18 yorum var - 28 Temmuz 2008 19:02Bütün bu iğrençlikler birikiminde yaşarken 'aşk' süslüyor dünyamızı. Ve biz memnun değiliz ondan... getirdiklerinden götürdüklerini çıkarıoz parçalara bölüoruz barajlar çekioruz aramıza... Saldırıyoruz Hiroşima' ya döndürüyoruz aşkı.. Ve sadakat'le saldırıyoruz Sadakat en güvendiğimiz bombamızın adı....Aşkı bir vücuda zincirleyen bir terim gibi.. Zorbalıkla kişiyi isteklerinden yoksun bırakan herhangi bir silah gibi.. Hiç anlayamadığım ve belkide hiç anlamak istemediğim bir alışkanlık... Ama yinede olduğu gibi saygı duyuyorum sadakatin kendisine .. Her ne kadar sadakatin ortaya çıkışını aşka bağlasakta zıt kavramlarmış gibi geliyor bana.. Birde biz insan niteliği taşıyan insanların , insanları insan niteliği taşımakla suçlarkenki gibi komik yaptırımlar uygulamasınada şaşıyorum sadakate...Aşkı tek başımıza sahiplenirken ihaneti 3 kişiyle taşıyoruz..Ve aşkla sadakatten aynı cümlede bahsediyoruz.. demokrasi gibi aslında nereye çeksen geliyor. Yinede geniş bir kitle sadakatiyle birlikte almış başını gidiyor... En iyi bir kaç arkadaşımın sevgilileriyle birlikte olduğum için kendi kendime uydurduğum bir savunma mı bu? - Bende işe gireceğim.Onunla evleneceğiz. Kimseye ihtiyacımız yok. Sıfırdan kurulmuş bir hayat ama önemli değil. Bu bizim hayatımız olacak.. Deniz ve benim hayatım.. Ona o denli aşığım işte... Olağanüstü bir saygı duyuyordum kıza. Umurunda değildi dünyevi kavramlar ve korkmuyordu. Hayatın onlara yapacaklarından. Lafın gelişi olabilir ama gerçekten sıfırdan başlamak herkesin harcı değil... Deniz le birbirimize benziyorduk yaşamsal bazda.. Bütün bunları düşündüm Denizin sevgilisi yanımdayken ve içtim. İstanbul'a yetecek kadar içtim. Ve midesi bulandı İstanbul'un.. Kustu , kustu... Ağaran güneşi kusuyordu, insanları , arabaları ,sıvası dökülmüş binaları.. Hoş bir manzaraydı ve şiir okutuyordu bana-Denizin aşkına.. doğaçlama... Son dizesini hatırlıyorum şiirin... Sarp geldi. İkimizde sevgililerimiz terketmişti. Bitkindik ve bilmiyorduk. Boktan bir durumdu. Denize gittik. Terkedilişlerin Tanrısı... Deniz'de bende tüm olanları unutmuş gibi gözüksekte içimizde bir yerlerde o ihanetin bastırılmış olduğunu biliyordum. Unutmak zorundaydık. Çünkü bu bişe ifade etmiyordu. Hiç bir şey ifade etmiyordu.. Bir seneden fazla geçmişti o olayın üstünden yeni gündem Sarp'ın sevgilisiydi.. Sarp sızlanıp duruyordu.. Birbirimize işe yaramaz öğütler sunuyorduk.. hepimiz birbirimizi haklı buluyorduk.. hepimize iyi geliyordu... 2 gün sonra Sarp'ın sevgilisinin yanındaydım. Sarıldı bana. Uzun zamandır bir kadının sarılmadığı gibi sarıldı bana.. Kadın(lar)ı özlemiştim.. Ve s2m kalktı.. Ama ne diyorduk? Sadakatti değil mi? İhanet yalnızca biriyle yatarken ona haber vermeden bir başkasıyla yatmak değildir. İhanet birini bir aşkın sonsuza dek sürmesini istettirecek kadar büyüleyip anne zoruyla kenara çekilmektir aynı zamanda... İhanet dostça bir ayrılıktan sonra yapılan mantık evliliğidir.. İhanet sevişme esnasında aklımıza Johhny Deep yada Angelina Jolie yi getirmektir.. Karacaoğlan başlı başına aşk başlı başına ihanettir.. Tristan&Isolde, Truva'lı Helen ve daha niceleri.... Sadakat mi demiştik? En iyi arkadaşlarımın sevgilileriyle yatan adam olarak ben bu kavrama hiç rastlamadım. Hayır ama bu bir savunma değil... Gerçekliğin dürüstlüğe güçgösterisi...Ve ben dürüstüm... Öyle mi? 2 yorum var - 28 Temmuz 2008 18:54Kusturucu bir otobüs yolculuğunda hoş bir kızla tanıştı gözlerim. Kıza bakmak ve kızında bana bakmasını istiyordum ama otobüs fazla kalabalıktı. Bu yüzden sadece ben görebiliyordum kızı. Hoş bir şapkası takmıştı , gözleri gerektiği kadar siyahtı ve GOETHE 'nin FAUST'unu okuyordu.Elleri şirinceydi ve sahilde tutuşarak yüerüyebilceğimizi düşünmeme neden oluyordu. Otobüste bile kendimle çelişiyordum. Biriyle olma düşüncesini tabuta kapatalı hayli olmuştu. At yarışını düşünmeye koyuldum. Karataş bugün yoktu. Karataşın olmayacak olması altılı bulma ihtimalini hem yükseltiyor hem düşürüyordu. Ama şu kız hiç te fena değildi üsteklik Goethe okuyordu. Goethe okuyan birine yaklaşmak daha mı kolaydı? Goethe yi anlayışla karşılayan birinin beni de anlayışla karşılamasını bekleyebilirmiydim? İlk koşu kesinlikle sürpriz bitecekti. Ve son ayak iki at ta kapanıyordu. Buna emindim ve artık eskisi kadar yakışıklı gözükmüyordum ve artık kadınlardan daha fazla korkuyordum. Otobüsten indik. Kızı biraz takip ettikten sonra "Merhaba" dedim. Duymamazlığa geldi. Önünü kestim ve "merhaba " dedim.. Evet dedi.. Korkmuş gibi gözükmüyordu. Bir ihtimaldi. İngiliz atlarında Jokey faktörü çok etkili değildi. G.Yıldız belki.. Ama ne diyeceğimi bilmiyordum... At yarışına son anda yetiştim. İlk ayakta favori at geldi.Benim kuponumda yoktu.Birlikte oynadığımız çocuk neden favori atı kupona neden yazmadığımı sordu. Ona Goethe okuyan kızın kafamı karıştırdığını ve neler olduğunu söyledim. Kanka dedi Goethe okuyanlar orospu gibi bir şey mi yani....... Eve girdim. Rape Me NiRVANA bağıra bağıra karşılıyordu beni.. Ve rahatlatıyordu.... Kızı aklımdan çıkarıp bir bira açmıştım kötü bir gün değildi. Televizyondan müzik dinliyyordum. Sonra yayını sunan eşcinsel sevgililer gününden bahsetti. Deli oldum ve televizyonu kapattım. Sevgililer gününden , sevgililerdebn nefret ediyordum birdenbire... Yolda iki sevgili gördüğümde biri ayağıma basmış gibi oluyordum sanki... Kıskanıyordum. Evet tam manasıyla kıskanıyordumb ve hiç bir özeleştirim yoktu. Birilerinin benim hakkımı yediğini düşünüyordum. Herkes her zaman yanılıyordu. Kızlardan nefret ediyordum o halde kızlarda benden nefret ediyordu.. Kızları seviyordum o halde onlar yine benden nefret ediyordu. İçimden sevgililer günü'nde darbe olmasını ve sokağa çıkma yasağının konmasını diledim. Ve biraz rahatladım. Kadınları tanıdığımı sanıyordum. Ve bu beni onlardan uzaklaştırmak yerine daha çok onlara bağımlı hale getiriyordu. Kendi kendime "Ne alakası var her şey psikolojik her şey içimde saklı" dedim. Ama ne alakası vardı her şey onlardaydı. Hiç bir şey psikolojik bir baskı gibi değildi. Komik bir karikatür gibi seviyorduk birbirimizi. Yalnız kalmayı kendim seçmemiştim ve memnun değildim. Ama bir sene boyunca kendimi aksine inandırmayı başarmıştım ve şimdi sevgililer günü geliyordu. Hayatım boyunca hiç umursamadığım bugüne bu yıl takmıştım. Çünkü özlemiştim. Bir kızın saçma şeyler anlatmasını ve sürekli beni yargılamasını ve bir şeyler istemesini , dudaklarımı ısırmasını özlemiştim. Her şeyi durdurduğumu sanıyordum ama her şey devam ediyordu. Birileri birilerinin dudaklarını ısırıyor sevgililer gölgelerinin resmini çekiyordu.Ben eksiktim. Belki siz de eksiksiniz. Şuna eminim onları kıskanmamız onlardan nefret etmemiz onlarla alay etmemiz son derece haklı. Adil olan bu. Devam edelim. Yalnızım ama mutluyum , kimseye ihtiyacım yok , kimseyle değil herkesle birlikteyim .. şaşırtalım onları aptallaştıralım... Onlarda yalnız olsunlar. Madem biz birlikte olamıyoruz herkes ayrı olsun.Destanlaştıralım ayrılıkları , şiirler dizelim ayrılığa... Aşkı boş verin aşıklar söz etsin ondan.. Dostluğu , aileyi aşktan önde tutalım hatta at yarışını , futbol takımlarını... Aşk dışında her şeyi aşktan üstün kılalım. Baltalayalım aşkı, kafesteki aslanlara atalım. Yargılayalım güneşle baharları.. Aşk gelir geçer. Biliyorsunuz her şey psikolojik her şey beynimizde saklı.. Her şey vücudun bir ihtiyacı... Sevgililer günü .. senede bir gün.. Bırakın onlara sevgilisizlik günlerimiz kutlayalım. üç yüz altmış dört gün... her gün daha eksik daha da özleyerek..... 1 yorum var - 28 Temmuz 2008 17:13Belki diyorum... Sonra bir katil gelir , sarhoş gelir , tanrı gelir 3 yorum var - 23 Temmuz 2008 10:37Eğrisi var doğrusu var... Hepimizde sosyalleşme kaygısı var.... Olmayanın burada işi olmaz. İsterseniz "ben yazı yazmak için burdayım" , "ben bazı konularda bilgi almak için burdayım" gibi şeyler uydurabilirsiniz. Ben uyduruyorum bazen. Sonra kendim inanıyorum. Siz umurumda değilsiniz.. Ama yararsız ellerde bu insanlarla tanışma işleminin boku çıkıyor. Gerçekten bak. İnsanlarla tanışmanın yararlısı zararlısı da mı var? Var a.q. o kadar aşşağılık ucube dolu ki bu site ve o insanlardan herhangi birinin msjlarına verilen boş bir yanıt bile o kişinin aptallığından gelen cesaretini tetikliyor. Evet sosyomat ta sosyalleşmek için varız. Ama bu geniş bir ağ yoksa ben mi yanılıyorum. Hey sen gel Camus ten bahsedelimmi? Ama sanki biraz düşünsen... her şeyde mantık arama deme bana... her şeyde mantık aramak zorundayız beynimiz o yüzden orada zaten.... 3 yorum var - 22 Temmuz 2008 16:47Bunalım yapmak istemiyorum.. Ama isteklerimin doğrultusu benden yana dönmüyor.. Ve kötü olan isteğin arttıkça istediğin uzaklaşıyor. Bu nasıl bir ters döngüdür. Nasıl bu kadar gerçeğe işlenmiştir bilinmez. Bir arkadaşım istek tanrının kendisidir demişti... Dert say bir - iki - üç 1 yorum var - 21 Temmuz 2008 13:41-neden geldin ? 0 yorum var - 07 Mayıs 2008 15:41Kabullenilmiş bir üstünlüğüm var kendime ait dallarda hepinizden. Ve bu size karşı yarar sağlamaz çoğunlukla. Eksik olduğumu düşünürüm bende. Bu yüzden ve daha bir kaç neden yüzünden nefret ediyorum kendimden. Bana sunulan her iyiliğin içine sıçmadan edemiyorum ve her kötüyü gördüğümde içim iyilikle doluyor. Bütün varsayımları , olasılıkları ve genellemeleri ve milattan önceden beridir insan hakkında yazılan tüm diğer şeyleri ihlal eden doyumsuz ruhuma iz olamayacak kadar değersiz yargılarınızı hafife almaktan memnunum. Yine de beni yenme çabanızı ve bunu başarabilmenizi hor görmüyorum. Bir çiçeğin siyah botlarla parçalandığını , bir kuşun kafasının el yordamıyla koparıldığını , karıncaların yakıldığını ve insanların insanlık tarafından yok edildiğini seyredebiliyorum. Ve buna yorumsuz kaldığım zamanlarda kendimi kral ilan ederim. Tabi sizler kral'dan çok kralcı rolünü iyi üstlenebildiğinizde bu daha da çok hoşuma gider. Aynı zamanda yavru bir kediyi beslediğinizi görmek ve birbirinden hoş çiçekler yetiştirmenizlede ilgilenmiyorum. Bu sürüngen ve aynı zamanda kolaycı , bir çok zamanda da taklitçi toplumun can alıcı bulduğu hiç bir nokta ; bana ait hiç bir cümlenin sonunda yer edinemeyecek. Ve bir de her şeyi yerli yerinde ve gerektiği şekilde yarattığını iddaa eden Tanrı ; şeytanı yarattığını anımsıyorsan gözlerime baktıoğında bir kez daha düşün... Ve eğer meleklerin yanındaysalar hala gözlerime bir kez daha bak... 1 yorum var - 06 Mayıs 2008 15:1104:30 Olmuyor. Başa sarıyor. En başa sarıyor. Baştan başlıyor. Bir sigara yakıyorum. Oda dumanın işgali altında.. Hep bir şeyden yoksun çıkıyorum yataktan. Kışa erken çıkmış rüzgar camı vuruyor- "İçeri al beni".. Beraberinde yağmurları getiriyor. Misafir! Nezaketen dışarıda karşılıyorum kendilerini çilekeş ayakkabılarımı giyinip.. Tüm eklemlerim titriyor. Yağmurun anlatacağı çok. Dinliyorum. Senden konuşuyorlar. " Sıcak yatağına hayellerinle yüzüstü gömülü bir takım yıldızına çerçevelenmiş bir halde her bir su damlasına resmediliyorsun...." 07:00 Telefonun bağırtısıyla uyanıyorum. Son bir kaç yüzyıl ki gibi korkarak. İş için hazırlanıyorum. Aynadaki resmin çarpıyor yüzüme... Aceleyle iniyorum merdivenlerden. Köşedeki bakkal hala köşede. Saçma ama yinede garip bir huzur veriyor insana... Bir bira alıyorum ve tekrar yatağıma... Aynadaki resmim çarpıyor yüzüme.. Makineyi alıyorum. Ağır ağır hareket ederek dayıyorum kafama.. Çalıştırıyorum. Korkunç bir sesle saçlarımı fırlatıyor yerlere... İşim bitiyor. Aynaya bakıyorum " Bunu çoktan haketmiştin" diyorum aynada bana bakana... AYNANIN SURATINA bakıp yapıştırıyorum kağıdı yüzüne... RESMİNİN SURATINA , RESMİMİN SURATINA ve orada olan her şeyin suratına... Islak kağıt bu kez sadece sana adanıyor diğerlerinden FARKLI olarak AYNI benim gibi... Sonra şizofrenik kancık bir uyku için telefonu kapatıp her seferinde olduğu gibi yalvararak yatağa uzanıyorum... ******** -Saçlarına ne yaptın lan? Askere mi gidiyorsun? |