An-LIK

0 yorum var - 17 Ağustos 2008 01:24

- paranoyaksın sen.. hastasın cidden
- en azından riski yok
- risk yoksa korkutucu olan ne?
- alışılmış korkutucu olamaz olsa olsa rahatsızlık olur
- neyden rahatsız olduğunu biliyormusun?
- tam olarak neyden rahatsız olmadığımdan eminim
- bu çok komik
- neden sinir yüklüyüm o halde
- iftira bu
- iftira başkalarını bir şeye inandırmak için atılır.. ben kendimle ilgileniyorum..
- benden ne istiyorsun?
- kendinle ilgilenmeni... yada benle ilgilenmemeni...
- ben sen değilim
- her şeye zıt bakmak zorunda değiliz
- kıskançlığın kuralları olmalı
- öyle olsaydı hiç birine uymazdım.. kuralları olmadığı için kural koyasım geldi bu konuşma bunun üzerine zaten..
- hastasın sen hasta hasta.. bütün o palavralarını unutturuyor bu düşündüklerin
- bütün o palavralarımı gerçekleştiriyor bu düşündüklerim..
- bu nereye gider
- bi yere gitmez bundan rahatsızım tam olarak bundan

1 yorum var - 09 Ağustos 2008 02:26

kanalizayson kapaklarına kapanan umutlar aşağıda dışarı çıkmaya can atan hayellere selam verirken büyüyordu yalnızlıklar olgunlaştıkça acının iteklediği dipsiz uçurum düşüşlerde oluşuna sebep sardığın cigaranın inceliğinden öte yürüdüğün yürüyen merdivenin aksine yürüyen tanrı komisyonu....

2 yorum var - 30 Temmuz 2008 15:44

Birinin sizi anladığını düşündüğünüz an , birinin sizi anlamasına duyduğunuz ihtiyaçtan başka bir şey değildir...

0 yorum var - 29 Temmuz 2008 00:26

Tanrım

bütün ilgini bana bağışlamanı emrediyorum sana...

18 yorum var - 28 Temmuz 2008 19:02

Bütün bu iğrençlikler birikiminde yaşarken 'aşk' süslüyor dünyamızı. Ve biz memnun değiliz ondan... getirdiklerinden götürdüklerini çıkarıoz parçalara bölüoruz barajlar çekioruz aramıza... Saldırıyoruz Hiroşima' ya döndürüyoruz aşkı.. Ve sadakat'le saldırıyoruz Sadakat en güvendiğimiz bombamızın adı....Aşkı bir vücuda zincirleyen bir terim gibi.. Zorbalıkla kişiyi isteklerinden yoksun bırakan herhangi bir silah gibi.. Hiç anlayamadığım ve belkide hiç anlamak istemediğim bir alışkanlık... Ama yinede olduğu gibi saygı duyuyorum sadakatin kendisine .. Her ne kadar sadakatin ortaya çıkışını aşka bağlasakta zıt kavramlarmış gibi geliyor bana.. Birde biz insan niteliği taşıyan insanların , insanları insan niteliği taşımakla suçlarkenki gibi komik yaptırımlar uygulamasınada şaşıyorum sadakate...Aşkı tek başımıza sahiplenirken ihaneti 3 kişiyle taşıyoruz..Ve aşkla sadakatten aynı cümlede bahsediyoruz.. demokrasi gibi aslında nereye çeksen geliyor. Yinede geniş bir kitle sadakatiyle birlikte almış başını gidiyor...

En iyi bir kaç arkadaşımın sevgilileriyle birlikte olduğum için kendi kendime uydurduğum bir savunma mı bu?

- Bende işe gireceğim.Onunla evleneceğiz. Kimseye ihtiyacımız yok. Sıfırdan kurulmuş bir hayat ama önemli değil. Bu bizim hayatımız olacak.. Deniz ve benim hayatım.. Ona o denli aşığım işte...
- Bundan eminim Özge çok mutlu olacağınızdan eminim...

Olağanüstü bir saygı duyuyordum kıza. Umurunda değildi dünyevi kavramlar ve korkmuyordu. Hayatın onlara yapacaklarından. Lafın gelişi olabilir ama gerçekten sıfırdan başlamak herkesin harcı değil... Deniz le birbirimize benziyorduk yaşamsal bazda..
Hiç bir şey bizi tedirgin etmiyordu...
Hiç bir şeyle bağlantımız yoktu...
Ve hayatımızda hep komedi vardı hiç bir zaman ciddi olmak zorunda kalmadık..
Ve hayatımızda hep dram vardı hiç bir zaman göz yaşlarımızı durdurmak zorunda kalmadık...
Ama şu kesinlikle gerçekki hiç bir kızın evlenmek için rüyasını süsleyen beyaz atlı prens biz değildik.. Ve şimdi bir kızın Deniz'le evlenme hayelleri kurması.. Benim kendime güvenimi kamçılıyordu. Denizle evlenmek isteyecek biri olabildiğine göre mutlaka bir yerlerde kendini benimle evlenmek zorunda hisseden biri de vardı..

Bütün bunları düşündüm Denizin sevgilisi yanımdayken ve içtim. İstanbul'a yetecek kadar içtim. Ve midesi bulandı İstanbul'un.. Kustu , kustu... Ağaran güneşi kusuyordu, insanları , arabaları ,sıvası dökülmüş binaları.. Hoş bir manzaraydı ve şiir okutuyordu bana-Denizin aşkına.. doğaçlama... Son dizesini hatırlıyorum şiirin...
"Büyük bir şeytandı İstanbul, kendi tanrısına" Şirin bitiminde öpüşüyorduk Deniz'in aşkıyla.. Geleceğe dair bütün hayeller dudaklarımızdan akan salyalarla kaldırıma yazılıyordu.. İnsanlar ayakkabılarıyla basacaktı Deniz'in ve Özge'nin hayellerine... sigara izmariti atacaklardı ... üstüne köpekler işeyecekti hayellerin.. Suçluluk duyuyordum..
İstanbul gerçekten büyük bir şeytandı.

Sarp geldi. İkimizde sevgililerimiz terketmişti. Bitkindik ve bilmiyorduk. Boktan bir durumdu. Denize gittik. Terkedilişlerin Tanrısı... Deniz'de bende tüm olanları unutmuş gibi gözüksekte içimizde bir yerlerde o ihanetin bastırılmış olduğunu biliyordum. Unutmak zorundaydık. Çünkü bu bişe ifade etmiyordu. Hiç bir şey ifade etmiyordu.. Bir seneden fazla geçmişti o olayın üstünden yeni gündem Sarp'ın sevgilisiydi.. Sarp sızlanıp duruyordu.. Birbirimize işe yaramaz öğütler sunuyorduk.. hepimiz birbirimizi haklı buluyorduk.. hepimize iyi geliyordu...

2 gün sonra Sarp'ın sevgilisinin yanındaydım.
- Canım çok acıyor Seko.. Onu unutamıyorum. Bir yolu olmalı lanet olsun.. Böyle devam edemez elbette ama.... Daha kolay bitmeliydi. Lütfen ühü-ühü BİR YOLU OLMALI..

Sarıldı bana. Uzun zamandır bir kadının sarılmadığı gibi sarıldı bana.. Kadın(lar)ı özlemiştim.. Ve s2m kalktı..
- Bir yolunu biliyorum Başak...gözlerini kapat....Ve dudağımdaydı bir yolu....Nereye çıkacağını bilmiyordum ama bir yoluydu..

Ama ne diyorduk? Sadakatti değil mi? İhanet yalnızca biriyle yatarken ona haber vermeden bir başkasıyla yatmak değildir. İhanet birini bir aşkın sonsuza dek sürmesini istettirecek kadar büyüleyip anne zoruyla kenara çekilmektir aynı zamanda... İhanet dostça bir ayrılıktan sonra yapılan mantık evliliğidir.. İhanet sevişme esnasında aklımıza Johhny Deep yada Angelina Jolie yi getirmektir.. Karacaoğlan başlı başına aşk başlı başına ihanettir.. Tristan&Isolde, Truva'lı Helen ve daha niceleri.... Sadakat mi demiştik? En iyi arkadaşlarımın sevgilileriyle yatan adam olarak ben bu kavrama hiç rastlamadım.

Hayır ama bu bir savunma değil... Gerçekliğin dürüstlüğe güçgösterisi...Ve ben dürüstüm... Öyle mi?

2 yorum var - 28 Temmuz 2008 18:54

Kusturucu bir otobüs yolculuğunda hoş bir kızla tanıştı gözlerim. Kıza bakmak ve kızında bana bakmasını istiyordum ama otobüs fazla kalabalıktı. Bu yüzden sadece ben görebiliyordum kızı. Hoş bir şapkası takmıştı , gözleri gerektiği kadar siyahtı ve GOETHE 'nin FAUST'unu okuyordu.Elleri şirinceydi ve sahilde tutuşarak yüerüyebilceğimizi düşünmeme neden oluyordu. Otobüste bile kendimle çelişiyordum. Biriyle olma düşüncesini tabuta kapatalı hayli olmuştu. At yarışını düşünmeye koyuldum. Karataş bugün yoktu. Karataşın olmayacak olması altılı bulma ihtimalini hem yükseltiyor hem düşürüyordu. Ama şu kız hiç te fena değildi üsteklik Goethe okuyordu. Goethe okuyan birine yaklaşmak daha mı kolaydı? Goethe yi anlayışla karşılayan birinin beni de anlayışla karşılamasını bekleyebilirmiydim? İlk koşu kesinlikle sürpriz bitecekti. Ve son ayak iki at ta kapanıyordu. Buna emindim ve artık eskisi kadar yakışıklı gözükmüyordum ve artık kadınlardan daha fazla korkuyordum. Otobüsten indik. Kızı biraz takip ettikten sonra "Merhaba" dedim. Duymamazlığa geldi. Önünü kestim ve "merhaba " dedim.. Evet dedi.. Korkmuş gibi gözükmüyordu. Bir ihtimaldi. İngiliz atlarında Jokey faktörü çok etkili değildi. G.Yıldız belki.. Ama ne diyeceğimi bilmiyordum...
- Sence kitap nasıl?
- Hı
- Goethe?
- Hııı... Evet severim..
- Bende.. Bak ne dicem. Edebiyat'tan hoşlanıyorsun ve bende hoşlanıyorum. Buralarda bu tip insanlaryoktur bu bizim çay içmemiz için bir sebep olabilir.
- Anlamadım
- Ben Seko... Kitabı verirmisin?
Cebimden kurşun kalemi çıkarıp kitaba Goethe'den bir şeyler ve msn adresimi yazdım. İşe yaramayacağını biliyordum. Ve yaptığım şeyin saçma olduğunu yeni anlamıştım. İki insan aynı yazarı seviyor , aynı filmden etkileniyor , aynı şarkıya tutuluyor diye birbiriyle yatmak zorunda değildi. Gittim. Kız arkasına bile bakmadı. Ben baktım. İki kere. Hoş kızdı.

At yarışına son anda yetiştim. İlk ayakta favori at geldi.Benim kuponumda yoktu.Birlikte oynadığımız çocuk neden favori atı kupona neden yazmadığımı sordu. Ona Goethe okuyan kızın kafamı karıştırdığını ve neler olduğunu söyledim. Kanka dedi Goethe okuyanlar orospu gibi bir şey mi yani.......

Eve girdim. Rape Me NiRVANA bağıra bağıra karşılıyordu beni.. Ve rahatlatıyordu.... Kızı aklımdan çıkarıp bir bira açmıştım kötü bir gün değildi. Televizyondan müzik dinliyyordum. Sonra yayını sunan eşcinsel sevgililer gününden bahsetti. Deli oldum ve televizyonu kapattım. Sevgililer gününden , sevgililerdebn nefret ediyordum birdenbire... Yolda iki sevgili gördüğümde biri ayağıma basmış gibi oluyordum sanki... Kıskanıyordum. Evet tam manasıyla kıskanıyordumb ve hiç bir özeleştirim yoktu. Birilerinin benim hakkımı yediğini düşünüyordum. Herkes her zaman yanılıyordu. Kızlardan nefret ediyordum o halde kızlarda benden nefret ediyordu.. Kızları seviyordum o halde onlar yine benden nefret ediyordu. İçimden sevgililer günü'nde darbe olmasını ve sokağa çıkma yasağının konmasını diledim. Ve biraz rahatladım. Kadınları tanıdığımı sanıyordum. Ve bu beni onlardan uzaklaştırmak yerine daha çok onlara bağımlı hale getiriyordu. Kendi kendime "Ne alakası var her şey psikolojik her şey içimde saklı" dedim. Ama ne alakası vardı her şey onlardaydı. Hiç bir şey psikolojik bir baskı gibi değildi. Komik bir karikatür gibi seviyorduk birbirimizi. Yalnız kalmayı kendim seçmemiştim ve memnun değildim. Ama bir sene boyunca kendimi aksine inandırmayı başarmıştım ve şimdi sevgililer günü geliyordu. Hayatım boyunca hiç umursamadığım bugüne bu yıl takmıştım. Çünkü özlemiştim. Bir kızın saçma şeyler anlatmasını ve sürekli beni yargılamasını ve bir şeyler istemesini , dudaklarımı ısırmasını özlemiştim. Her şeyi durdurduğumu sanıyordum ama her şey devam ediyordu. Birileri birilerinin dudaklarını ısırıyor sevgililer gölgelerinin resmini çekiyordu.Ben eksiktim. Belki siz de eksiksiniz. Şuna eminim onları kıskanmamız onlardan nefret etmemiz onlarla alay etmemiz son derece haklı. Adil olan bu. Devam edelim. Yalnızım ama mutluyum , kimseye ihtiyacım yok , kimseyle değil herkesle birlikteyim .. şaşırtalım onları aptallaştıralım... Onlarda yalnız olsunlar. Madem biz birlikte olamıyoruz herkes ayrı olsun.Destanlaştıralım ayrılıkları , şiirler dizelim ayrılığa... Aşkı boş verin aşıklar söz etsin ondan.. Dostluğu , aileyi aşktan önde tutalım hatta at yarışını , futbol takımlarını... Aşk dışında her şeyi aşktan üstün kılalım. Baltalayalım aşkı, kafesteki aslanlara atalım. Yargılayalım güneşle baharları.. Aşk gelir geçer. Biliyorsunuz her şey psikolojik her şey beynimizde saklı.. Her şey vücudun bir ihtiyacı... Sevgililer günü .. senede bir gün.. Bırakın onlara sevgilisizlik günlerimiz kutlayalım. üç yüz altmış dört gün... her gün daha eksik daha da özleyerek.....

1 yorum var - 28 Temmuz 2008 17:13

Belki diyorum...
Geleceğim altın oluyor
Harikalar diyarı bir çift iplik olup düğümleniyor
sonra diyorum
Belki geliyor
insanlar doğar , iyi olan ölür
mavi ye siyah bulaşır
güneş açar , gökyüzü yaşanır
kelebekler uçuşur gökkuşağı düşer
falan filan...
belki yunuslar kanatlanır
okyanusların dibi aydınlanır
- şişe nin dibi hep aynı
Belki bir şiir - canı cehenneme
Belki aşk - iki kere canı cehenneme
hayatı yerine getirir.
Güneş parlar yeniden
kelebekler ölmek üzereyken
Motorlar susar , silahlar susar , orospular ve öğretmenler ve imamlar ve gardiyanlar...
belki ben susarım...
Hayat ayrıldığı kabuğuna girer
Rapunzel susar
Temizlenir dünya
hayat yaşanır... belki

Sonra bir katil gelir , sarhoş gelir , tanrı gelir
kaldırıma tükürür
Belki gider
Arabalar çalışır , park yerleri dolar
Çöpler çöplük olur
İnsanlar konuşur
Hava kapanır
Yağmur yağar
Güvercin sıçar
hayat yaşanır-anne ölür-baba ölür-bebek ölür
kelebek ölür..,
Bakireler tecavüze uğrar , hırsızlar kelepçelenir , gazeteler çıkar
Hayat yaşanır...
Belki diyorum
Gece olur
Sesler ölür
Arabalar ölür , sokak lambası , namuslular ölür , sevgililer ölür , şehir ölür ,
şiir ölür
Camus bile ölür
Belki hayat...
Tolstoy belki... bayat
Bir kitap açarım
Bir şişe açarım
İşte hayat
Belki ölür...

3 yorum var - 23 Temmuz 2008 10:37

Eğrisi var doğrusu var...
Hırlısı var hırsızı var...

Hepimizde sosyalleşme kaygısı var.... Olmayanın burada işi olmaz. İsterseniz "ben yazı yazmak için burdayım" , "ben bazı konularda bilgi almak için burdayım" gibi şeyler uydurabilirsiniz. Ben uyduruyorum bazen. Sonra kendim inanıyorum. Siz umurumda değilsiniz..

Ama yararsız ellerde bu insanlarla tanışma işleminin boku çıkıyor. Gerçekten bak. İnsanlarla tanışmanın yararlısı zararlısı da mı var? Var a.q. o kadar aşşağılık ucube dolu ki bu site ve o insanlardan herhangi birinin msjlarına verilen boş bir yanıt bile o kişinin aptallığından gelen cesaretini tetikliyor. Evet sosyomat ta sosyalleşmek için varız. Ama bu geniş bir ağ yoksa ben mi yanılıyorum.

Hey sen gel Camus ten bahsedelimmi?
Yaşadığın yerde yel değirmeni var mı gerçekten?
Sizin orada sigarayı kaça satıyorlar?
Bunların yanında elbette gözlerimize anlık bir titreşim veren karşı cinslerle de tanışmak isteyebiliriz. Ama bunu nihai amacı olarak edinen salaklar var. Bundan sanane diyebilirsin? Çünkü banane olduğunu ve umursamayacağımı biliyorsun...

Ama sanki biraz düşünsen... her şeyde mantık arama deme bana... her şeyde mantık aramak zorundayız beynimiz o yüzden orada zaten....

3 yorum var - 22 Temmuz 2008 16:47

Bunalım yapmak istemiyorum.. Ama isteklerimin doğrultusu benden yana dönmüyor.. Ve kötü olan isteğin arttıkça istediğin uzaklaşıyor. Bu nasıl bir ters döngüdür. Nasıl bu kadar gerçeğe işlenmiştir bilinmez.

Bir arkadaşım istek tanrının kendisidir demişti...
Tanrı beni hiç sevmedi. Bu anlaşılabilir. Ama kendi tanrımla bile anlaşamıyorum.

Dert say bir - iki - üç
sağa dön
dert say bir- iki
........

1 yorum var - 21 Temmuz 2008 13:41

-neden geldin ?
-biliyorsun..
-ne diyim ben şimdi sana ?
-hiçbişey deme bi tek kalmama izin ver yeter bak söz veriyorum bu sefer hiçbişeye karışmayacağım..
-kaç defa denedik biliyosun nasıl inanayım sana?
-söz veriyorum eğer durmazsam kovarsın
-ya bela çıkarırsan ?
-çıkarmam
-ya çıkarırsan ?
-çıkarmam ya baktım olmuyor bi kenarda kafama sıkarım
-manyak manyak konuşma
-eğer sıkmazsam siksinler benimde bi gururum var be
-gördük son defasında bütün konyayı ayağa kaldırıp gittin.
-sende aşağılama bizi o taa ne zamandı.
-ben dönmenden yanayım artık iki çoçuk babasısın
-bunu yapma bana
-sende yapma benim için hava hoş benim için daha iyi olur ama insaniyetli olmaz sanada yazık ailenede
-sende ANLA ARTIK.. yazıkmış ,kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların.. herşeye hazırım diyorum sana. Deki iyilik ediyorsun , de ki sevap işliyorsun HERKESİN İNANDIĞI BİR ŞEY VARDIR BU AMINA KODUĞUMUN DÜNYASINDA BENİMKİDE SENSİN NE YAPAYIM!!
Geçen gece çocuk hastaydı ilaç bitmiş almak için dışarı çıktım. sağa sola saldırıp nöbetci eczane arıyoruz birden durup dururken içim cız etti. baktım yine aynı karın ağrısı.. öyle özlemişim ki seni... :'( dönerken bi meyhane gördüm en son meyhaneye girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu... arkasıdan en az dört cigaralık..
sonra gözümü bi açtım karşıdan karlı dağlar geciyor bi daha açtım başımda bi çoçuk kalk abi diyo kars a geldik otobüsten indim yürümeye başladım, dedim allah'ım nerdeyim ben? burası neresi!? sonra güc bela burayı buldum kapının önünde durup düşündüm.. düşündüm... dedim bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü bu seferde gecersen bi daha geri dönemezsin.... düşündüm.. düşündüm... ama olmadı dönemedim. sonra bak oğlum bekir dedim kendime ..YOLU YOK ÇEKECEKSİN İSYAN ETMENİN FAYDASI YOK KADERİN BÖYLE! YOL BELLİ EĞ BAŞINI USUL USUL YÜRÜ ŞİMDİ,,,,.

aferim4

ben

0 yorum var - 07 Mayıs 2008 15:41

Kabullenilmiş bir üstünlüğüm var kendime ait dallarda hepinizden. Ve bu size karşı yarar sağlamaz çoğunlukla. Eksik olduğumu düşünürüm bende. Bu yüzden ve daha bir kaç neden yüzünden nefret ediyorum kendimden. Bana sunulan her iyiliğin içine sıçmadan edemiyorum ve her kötüyü gördüğümde içim iyilikle doluyor. Bütün varsayımları , olasılıkları ve genellemeleri ve milattan önceden beridir insan hakkında yazılan tüm diğer şeyleri ihlal eden doyumsuz ruhuma iz olamayacak kadar değersiz yargılarınızı hafife almaktan memnunum. Yine de beni yenme çabanızı ve bunu başarabilmenizi hor görmüyorum. Bir çiçeğin siyah botlarla parçalandığını , bir kuşun kafasının el yordamıyla koparıldığını , karıncaların yakıldığını ve insanların insanlık tarafından yok edildiğini seyredebiliyorum. Ve buna yorumsuz kaldığım zamanlarda kendimi kral ilan ederim. Tabi sizler kral'dan çok kralcı rolünü iyi üstlenebildiğinizde bu daha da çok hoşuma gider. Aynı zamanda yavru bir kediyi beslediğinizi görmek ve birbirinden hoş çiçekler yetiştirmenizlede ilgilenmiyorum. Bu sürüngen ve aynı zamanda kolaycı , bir çok zamanda da taklitçi toplumun can alıcı bulduğu hiç bir nokta ; bana ait hiç bir cümlenin sonunda yer edinemeyecek. Ve bir de her şeyi yerli yerinde ve gerektiği şekilde yarattığını iddaa eden Tanrı ; şeytanı yarattığını anımsıyorsan gözlerime baktıoğında bir kez daha düşün... Ve eğer meleklerin yanındaysalar hala gözlerime bir kez daha bak...

1 yorum var - 06 Mayıs 2008 15:11

04:30

Olmuyor. Başa sarıyor. En başa sarıyor. Baştan başlıyor. Bir sigara yakıyorum. Oda dumanın işgali altında.. Hep bir şeyden yoksun çıkıyorum yataktan. Kışa erken çıkmış rüzgar camı vuruyor- "İçeri al beni".. Beraberinde yağmurları getiriyor. Misafir! Nezaketen dışarıda karşılıyorum kendilerini çilekeş ayakkabılarımı giyinip.. Tüm eklemlerim titriyor. Yağmurun anlatacağı çok. Dinliyorum. Senden konuşuyorlar.

" Sıcak yatağına hayellerinle yüzüstü gömülü bir takım yıldızına çerçevelenmiş bir halde her bir su damlasına resmediliyorsun...."
Avuçlarımın arasında ıslanmasından korkarak bir cigara sarıyorum. Derin ve ıslak çekiyorum içime resimlerini... Duman çıkıyor nefes borusunun geldiği yerden... aşşağıda bir yerlerden işte. Ciğerimden söz etmek istemiyorum üzülmeyesin. Öksürüyorum. Dişlerimin arasından tanrı'ya bir ihanet sızıyor. Neden diyorum dumanın etkisiyle.. Ruhunu serbest bırak diye öneriyor Nietszche... Git başımdan Sırası değil! Beynimdeki dalgalanmanın tadını çıkarıyorum. Ne kadar çok sürerse duman o kadar çok sürsün istiyorum yaşam. Yağmurun ve soğuğun karambolünde kalemi yönlendirmek istiyorum sadece... Hayalini çiziyorum ıslağımsı kağıda" Göz yaşlarını yağmurlarla sakla" Bir kaç köpek yanaşıyor bezgin halde... Siyah montumla güvendeyim. Her dişi iki cantim perdeliyor. Havlıyorlar. En zekisi benim delirmiş olduğumu düşünüyor. Susuyoruz. En zekisi ve ben. Bende onun delirmiş olduğunu düşünüyorum. Farkettim. Ne tarafa ne kadar kaçarsam özümde seni yakalamaya çıkıyor savaşım. Evet. En vahşi savaş kaçarken yaşanandır çoğu zaman... Ve yaralıyım. Tüm birliklerim S.O.S. veriyor. Aşkımla, ruhumla, bedenimle ve beni ben yapan tüm diğer şeylerle irtibatım kopmuş. Y.rrağı yemişim ama ölümsüzümde bir yandan. Sonra köpekler ayrılıyor sonra ben... hepimiz tek isteğinden yoksun. Yağmurları unutmuştuk değil mi? Onlar da ayrılıyorlar. Hayalinin resmi bitti son dumanı üflüyorum suratına..Ağzımdan tükürükler sıçrıyor suratına... Soğuk beni eve gitmezsem olabilecek kötü şeylerle tehdit ediyor. Köpeklerin yatağından kendi yatağıma taşınıyorum.

07:00

Telefonun bağırtısıyla uyanıyorum. Son bir kaç yüzyıl ki gibi korkarak. İş için hazırlanıyorum. Aynadaki resmin çarpıyor yüzüme... Aceleyle iniyorum merdivenlerden. Köşedeki bakkal hala köşede. Saçma ama yinede garip bir huzur veriyor insana... Bir bira alıyorum ve tekrar yatağıma... Aynadaki resmim çarpıyor yüzüme.. Makineyi alıyorum. Ağır ağır hareket ederek dayıyorum kafama.. Çalıştırıyorum. Korkunç bir sesle saçlarımı fırlatıyor yerlere... İşim bitiyor. Aynaya bakıyorum " Bunu çoktan haketmiştin" diyorum aynada bana bakana... AYNANIN SURATINA bakıp yapıştırıyorum kağıdı yüzüne... RESMİNİN SURATINA , RESMİMİN SURATINA ve orada olan her şeyin suratına... Islak kağıt bu kez sadece sana adanıyor diğerlerinden FARKLI olarak AYNI benim gibi... Sonra şizofrenik kancık bir uyku için telefonu kapatıp her seferinde olduğu gibi yalvararak yatağa uzanıyorum...

********

-Saçlarına ne yaptın lan? Askere mi gidiyorsun?
-evet.
-Ne zaman?
- Yarın yada ertesi gün...
...
" Savaşmak kaçmaktır" çoğu zaman....

sekoci hakkında:

13.01.1986 doğumlu, 22 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul. profosyonel berduş olarak çalışıyor.